ALLAH ın Varlığının İspatı

ALLAH ın Varlığının İspatı Bir iğne ustasız olmaz bir köy muhtarsız olmaz bir harf bile kâtipsiz olmaz iken nasıl olurda şu muntazam ve sistemli bir şekilde çalışan dünya sahipsiz olur ve kendi kendine meydana gelir Evet, arkadaşlar dedik ki bir iğne ustasız olmaz küçücük ve yapımı çok basit olan bir iğne kendi basına olabilir mi yanı demeliyiz ki yok kardeşim bu iğne kendi kendine meydana gelmiştir işte kendine göre doğa maddeleri vardır kendi kanunlarıyla kendi işlevleriyle meydana gelmiştir diyebilir miyiz eğerki dersek ne kadar mantıksız oluyor değilmi? en akıllı cevap ise bu ıgneyı yapan bir insan var bunu kabullendik bide ıgne yapımını bilmemiz lazım yanı ıgneyı nasıl şekil vericez işte ne malzeme kullanmalıyız sonra işte taştan mı olsa yoksa ağaçtan mı yani bir ilim sahibi olmamız lazım ki iğneyi yapalım demek ki iğne ustasız olmaz iken bu sabahı gündüz eden geceyi sabah eden dünyayı havada tutan güneşi gök yüzünde tutan yağmurları yağdıran elbette bir varlık var ki bunlar oluyor ve dünya O`nun tarafından yönlendiriliyor Başka bir örnek verelim: Bir uçak ve birde kuş düşünelim bu iki madde havada uçuyor ve ortak özelikleri havada uçmak ve şimdi uçağın yapımına gelelim bir uçak kanunlarla birleştirilir mi bir uçak kendi kendine olabilir mi bir uçak mühendis olmadan akıl sahibi insan olmadan kendi imkanlarıyla uçak planı olabilir mi biz uçak yapımından gereken bütün malzemeleri işte tekerlikleri koltukları kaportaları işte pilot mahallinde bulunan tesisatlar yani uçak yapımı gerektiren bütün malzemeler var Dedik ki malzemelere bize havada uçan bir araç yap insan binip seyahat edecek ve malzemeler bu uçağı tek başıyla meydana getirebilir mi getiremez tabii ki illa ve illa bir uçak mühendisi olması lazım yani uçak malzemelerini birleştirmesi ve yönlendirmesi lazım ki uçak meydana gelsin burada anlaşılıyor ki mühendis olmadan uçak olmaz yani maddeler bir araya gelip güneşi oluşturmaz demek ki güneşin mühendisi varmış Birde kuş düşünelim bu kuşta havada uçuyor ve kanatları var ve uçak gibi uçuyor geziyor ama aralarında dağlar kadar fark var uçak cansız ama kuş canlı yiyor içiyor ondan sonra gözü var midesi var kulağı var duyma sistemi var dolaşım sistemi var sonra varda var diyebilir miyiz acaba uçak mühendissiz olmaz ama kuş kendi kendine olabilir mi bu dünyada her şeyin bir sahibi var bunu iyi bilelim

ALLAH’IN LUTFU.

ALLAH’IN LUTFU Kuranı Kerim’de biz insanların, sahip olduğumuz olabileceğimiz her şeyi Allah’a borçlu olduğumuz ve bunlardan dolayı da Allah’a sıkça şükretmemiz gerektiği söylenir. Biz insanların sahip olduğumuz olabileceğimiz maddi manevi her şey için Allah’a muhtaç olduğumuz anlatılır. Bunun yanında bazı ayetlerde de Allah’a şükretmemiz gereken durum bize ayrıca ifade edilir. Andolsun ki Allah, müminlere, içlerinde kendilerinden onlara bir peygamber göndermekle lütufta bulunmuştur. (Ki O) Onlara ayetlerini okuyor, onları arındırıyor ve onlara Kitabı ve hikmeti öğretiyor. Ondan önce onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler. 3 – Ali İmran – 164 Yukarıdaki ayette Allah’ın insanlara içlerinden bir peygamber göndermekle onlara lütufta bulunduğu; bu peygamberin de insanlara Allah’ın ayetlerini okuduğu ve onları arındırmaya çalıştığı anlatılıyor. Kuran boyunca anlatılan kavimlerde gördüğümüz de yukarıdaki ayette anlatıldığı şekliyle Allah’ın her topluma kendi içlerinden peygamber seçip gönderdiğidir. Bu ayet üzerinde daha derin düşünürsek örneğin Allah’ın insanlara Allah’ın varlığını, birliğini ve ahiretin varlığını anlatan bir peygamber göndermemiş olsaydı ahirette işimiz ne kadar zor olurdu. Ya da Allah dinini anlatmakla her toplumun içinden olan insanlar değil de çok farklı insanlar seçmiş olsaydı acaba insanların Allah’ın dinini anlamaları, tanımaları ve kabullenmeleri ne kadar kolay olurdu. Aslında buradan ve diğer Kuran ayetlerinden çıkan Allah insanlara dini sorumluluk yüklerken karşılığında da pek çok şey sunuyor. Örneğin onlara Allah’ın varlığını kavramaları için akıl ve Allah’ın varlığına dair pek çok delil sunuyor. Onlara Allah’ın dinini anlatacak peygamber ve kitap sunuyor. Bütün bunlar düşünüldüğünde aslında sadece şükretmemiz gereken sadece dünyevi olarak sahip olduğumuz şeyler değil Allah’ın bize karşı adil, merhametli ve şefkatli olmasına da çok şükretmek gerekir diye düşünüyorum...

Allah İnancının Gücü!.

Dünya hayatının süsüne kendisini fazlasıyla kaptırmış batının düşünce gücü anlayışı, bu dünyaya mahsus materyale sahip olabilmek için (hâşâ) Allah’ı dışlamakta, bir şeye sahip olabilme gücünün sadece insanın kendisinde bulunduğunu aşılamaya çalışmaktadır. Düşünce gücü denen zırvalık, uzun zamandır beynimi meşgul ediyordu. Neydi bu düşünce gücü? Nasıl bir şeydi ki gençlerimiz işi gücü bırakmış Allah'ın verdiği beyni O'na karşı kullanmaya başlamışlardı. Herhâlde elle tutulur güçlü kanıtları vardı ki bu kadar hararetli ve istekli bir şekilde bu anlayışın arkasında duruyorlardı. Kitaplarını okudum. Bir daha okudum. Bir daha okudum. Evirdim çevirdim. Yok... Kitapların içine baktım, dışına baktım, sırt yazılarını okudum, yok... Hiçbir kanıt yok ellerinde. Bir zannın peşine takılmış gidiyorlar. Ama ne gidiş. Sanırsınız birinciye cenneti verecekler. Bir de baktım ki işin sonunda büyük bir ödül var. Hem de çok büyük: Para! Aman o ne azamet, aman o ne caka satmak. Para kazanmanın yolunu bulduk işte diyorlar. Düşünce gücü = para. Bütün koparılan tantananın arkasında hiçbir elle tutulur kanıt yok. Sonunda da büyük ödül var: para. Para nedir Allah aşkına? Tamam gereklidir. Yaşamamız için elzemdir. Ama nedir para? Bir kâğıt parçası. Bir kâğıt parçasına değerinin (hoş benim gözümde hiçbir değeri yok) üzerinde anlam yükleyenler, kim bilir Allah'a nasıl sarılmışlardır diyecek oldum. Demez olaydım. Bunların kitabında Allah yazmaz olmuş. Bunlar parayı almış başlarının tacı yapmış, Allah’ı da kaldırmışlar; düşünceyi koymuşlar, evrensel zekâyı koymuşlar yerine. Efendim her şey düşüncede başlar, düşüncede bitermiş. Allah yoktur demiyorlar da evrensel zekâ, üstün akıl lakırdısıyla uzaylıları çağrıştıran bir algılama yaratıp, akıl bulandırıyorlar. Düpedüz (hâşâ) Allah yoktur diyorsunuz. Açık açık söylesenize şunu, ne laf dolandırıp duruyorsunuz. Ha Allah yoktur demişsin, ha Allah’ın yerine başka bir kavram veya varlık koymuşsun. İkisi de aynı kapıya çıkar. Bu kitapta okuduklarınız, kendimi buluşum, Allah'a ulaşmam ve kimliğimdir. Bu kitap, sevgi ve haykırışa ilişkin bir denemedir. Sevgi ve haykırışın ışığında, Allah'ın birliğine ulaşmak isteyenlere küçük bir kılavuz kitap. Allah birdir. Can Evin Kitabın tamamına www.canevin.net sitesinden ulaşabilirsiniz.

ŞÜKREDELİM. HEMEN ŞİMDİ!.

İçinde bulunduğumuz durumdan ve sahip olduğumuz koşullardan şikayet ederken, karşılaştırmayı hep elimizde olmayanlarla yada sahip olmak istediğimiz daha iyi imkanlarla yaparız. Halbuki, nelere sahip olduğumuzu, bunların önemini ve yokluklarında nasıl bir durumda olup neler hissedebileceğimizi bir düşünsek, şükredecek ne kadar da çok şeyimiz olduğunun farkına varabiliriz. Örneğin, arabamız olmadığı için okula yada işe arabayla gidememekten, otobüs yada dolmuşla gitmekten şikayet etmek yerine; otobüse binebilecek kadar imkanımız olduğuna, o mesafeyi yürümek zorunda kalmadığımıza şükretmeliyiz. Eminim bu yazıyı samimiyetle okuyan ve bu örneğin üzerinde ciddi ve derin bir şekilde düşünen akıl ve gönül sahiplerinin aklına otobüse binebilecek imkanları da olmayan ve yürümek zorunda kalanlar geldiğinde; aynı zamanda yürüyebilmenin de çok büyük bir nimet olduğunu hatırlayarak, Allah’ın bize vermiş olduğu bedenimizin yürüme fonksiyonunu yerine getirebilecek kadar sağlıklı olmasına, ayağa kalkmak ve bir yerlere gitmek için başka birinin yada bir aletin yardımına muhtaç olmadığımıza şükretmek de mutlaka gelecektir. Öyleyse, Yüce Rabbimizin lütfundan bizlere sağladığı imkanları, içinde bulunduğumuz her durum ve şartta samimiyetle değerlendirerek sahip olduklarımıza şükretmeliyiz. Eğer bu yazıyı sonuna kadar okuduysanız; hemen şimdi bilgisayarınızın yada internet erişiminizin olmasına, böyle siteler oluşturarak sizi şükretmeye hayra ve barışa sevk eden kişilerin olmasına, okuma becerinizin olmasına, yazıyı okuyabilecek gözlere, anlayabilecek akla sahip olmanıza, böyle sitelere girip dini yazıları okumaya zaman ayırabilecek kadar dine ilginizin olmasına ve imanınıza şükrederek başlayabilirsiniz.

Peygamber Ziyaretinize Gelse "Bir gün Peygamber ziyaretinize gelse, Yalnızca birkaç günlüğüne çalsa kapınızı, Merak ediyorum neler yapacağınızı..." Bunu okuduğunuz anda, inancı sıkı veya gevşek nasıl biri olursanız olun hafiften sarsılıyorsunuz. Gerçekten de ne yaparız Peygamber kapımızı çalıverse! Hele O'nu dilinden düşürmeyen ama bir yandan da hayatın harala gürelesi içine "düşen"ler nasıl bir telaşa kapılırlar acaba? Ancak bu şiirimsi metni yazan aslında neler yapacağımızdan emin. Diyor ki... "Biliyorum. Böylesine şerefli bir konuğa en güzel odanızı açacağınızı, Ona sunacağınız yemeklerin en iyisi olacağını, Ve inandırmaya çalışacağınızı, Onu evinizde görüyor olmaktan mutluluk duyacağınızı; Fakat söyleyin bana, Evinize doğru gelirken gördüğünüzde, O'nu hemen kapıda mı karşılayacaksınız? Yoksa içeri almadan önce, aceleyle, Bazı dergileri, gazeteleri çarçabuk saklayıp Yerine Kur'an'ı mı koyacaksınız? " Diyor ki... "Peki ya dünyalık müziğinizi, kasetlerinizi de saklayacak mısınız? Ve bunun yerine ortalığa, Kitaplığınızın raflarında tozlanmış, Hadis kitapları mı çıkaracaksınız? Hemence içeriye girmesine izin verecek misiniz? Yoksa telaşla ne yapayım diyerek, Sağa sola mı koşturacaksınız?" Diyor ki... "Tanıştırmaktan onur duyacak mısınız en yakın arkadaşınızı onunla? Yoksa hiç karşılaşmamalarını mı umardınız, Peygamberin ziyareti bitene dek birbirleriyle? Şimdi söyleyin açık yüreklilikle, Onun kalmasını ister misiniz sizinle? Sonsuza dek, hep birlikte... Yoksa rahat bir nefes mi alacaksınız, Ziyareti bitip gittiğinde?" Kabul edelim ki çok etkileyici bir sorgulama bu! İnananların kendilerini hep eksik, hep kusurlu görme (ama alttan alta da kendilerini değil de çağı suçlu çıkarma) eğilimini destekleyici mahiyette bir etkisi var. Ve adım gibi eminim ki, bu metin şimdi Mevlit Kandili ve Kutlu Doğum Haftası nedeniyle yine internette sık sık karşımıza çıkacak, e-mektup yoluyla ondan ona dolaşacaktır. Yalnız namazında niyazında olanlara değil, belki daha çok da benim çevremden insanlara; yani az çok bu manevi iklimi soluyan ama kafası hep bulanık kalanlara ulaşacaktır. O yüzden, belki "senin üzerine vazife değil ki" diyeceksiniz bana ama konuyla ilgili bir iki satır not düşmek istiyorum şu köşeye... Çünkü bu gönül çalan, inananları hemen etkileyen metnin ciddi sorunları var. Asrı Saadet, bazılarının uzaktan uzağa sandığının aksine aynı bugün gibi insani ve toplumsal eksikler, kusurlar, hınçlar, nefretler, düşmanlıklar, ayrılıklar, açgözlülükler ve yalan imanların iktidarıyla doluydu. Merak eden açar kitapları okur, okuyunca da şaşkınlıktan küçük dilini yutar. O çağı "saadetli" kılan O'nun varlığıydı. O'nun yaşadığı bir dönemde yaşamak, aynı vakti ve atmosferi solumaktı saadet... "Peygamber ziyaretimize gelse ne yapardık?" diye dövünmeye kalkışmadan önce bunu bilmek gerekir. O, içerisinde hangi rüzgarlar esiyor olursa olsun, ziyaretinin değerini bilen her evin değerini vermişti! O'nu yakından tanıyanların deyişiyle "umanı umutsuzluğa düşürmeyen, güleryüzlü, yumuşak huylu, asla bağırıp çağırmayan" Peygamber'in ziyaret ettiği bir eve "bakalım içeride ne kusurlar ne sapkınlıklar göreceğim" fikri ve duygusuyla gireceğini hayal etmek ve ettirmek yanlıştır. Ziyaret edilenler açısından da asıl olan O'na gönüllerini açmalarıdır. Yoksa yalancıktan çeki düzen verilmiş evlerini değil... Korkuya, telaşa ne gerek var? Huysuzluğa, karamsarlığa ne gerek var? Gelen Peygamber... "Bir an önce gitmesini isteme" konusuna gelince... Kimsenin bu konuda başkası yerine konuşma, bu soruyu siyasal-toplumsal bir sorgulama haline getirme hakkı yok. Çünkü... Gelen "sevgili"yse eğer, kim gitmesini ister?

Sabrın Fazileti

Sabrın büyüklüğü ve fazileti sebebiyle Kur`an-ı kerimde yetmişten fazla yerde sabır ve sabredenlere verilecek sevaplar bildiriliyor. Allahü teâlâ buyuruyor ki (Sabredenlerin mükafatını, yapmakta olduklarının daha güzeliyle vereceğiz.) [Nahl 96] (Ey iman edenler, Allah’tan sabır ve namazla yardım isteyiniz. Allahü teâlâ elbette sabredenlerle beraberdir.) [Bakara 153] Nihayet o gün (dünyada yararlandığınız) nimetlerden elbette ve elbette hesaba çekileceksiniz. (Allah sabredenleri sever.) [Al-i İmran 146] (Sabredenlere, mükafatları hesapsız verilir.) [Zümer 10] (Sabır ve namaz, yalnız Allah’tan korkan müminlere kolay gelir.) [Bakara 45] (Sabredenlere [lütfumu, ihsanımı] müjdele!) [Bakara 155] (Eyyubü, [mal ve canına gelen musibetlere] sabredici bulduk. O ne güzel kuldu, hep Allah’a yönelir, Ona sığınırdı.) [Sad 44] (Sabretmekte yarışınız!) [A.İmran 200] Sabır ve namaz bütün sıkıntıların ilacıdır. Kur`an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Ey iman edenler, Allah’tan sabır ve namazla yardım isteyiniz. Allahü teâlâ elbette sabredenlerle beraberdir.) [Bakara 153] Kur`an-ı kerimde de, Allahü teâlânın sabredenlerle beraber olacağı ve sabredenlerin mükafatlarının hesapsız verileceği bildirilmiştir. (Enfal 46, Zümer 10)

Yaşam ve Ölüm.
ÖLÜM İnsanı en çok etkileyen konulardan biri de ölüm konusudur. Ama üzerinde çok az ya da hiç düşünmediğimiz konu yine ölümdür. Nasıl aklımıza gelsin ki, dünya işlerine kendimizi öyle kaptırıyoruz, zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz. Tabi geçen zamanın bizden neler çaldığını da anlamıyoruz. Geçen her dakikanın her saniyenin bizi ölüme biraz daha yaklaştırdığını biliyor muydunuz? İnsanın sağlığı iyiyken pek aklına gelmez ölüm. Gelmesini de istemez zaten. Hastalığın ani gelmesiyle ölümde aniden gelebilir. Siz hiç sesiz ve sakin bir ortamda kendinizi ölüm düşüncesine verdiniz mi? Aklınızdan hiç bir saat, bir günüm daha geride kaldı belki de yarın son günüm düşüncesi geldiği oldu mu? Olmadıysa da düşünmek için hala geç sayılmış olmaz. Topluca tatilden dönen bir aile trafik kazasında hayatını kaybedebiliyor. Düne kadar koşup oynadığın, kızdığında bağırdığın kardeşinin yaşamadığını öğreniyorsun. Başından adeta kaynar sular boşanıyor. Birden ölemez ölmemeli diye mırıldanıyorsun. Feryat, figan, Ama nafile, Giden gitmiştir bir kere, Dövünsen de dönmez geriye. İsterseniz bir birini deli gibi seven iki kişiyi ele alalım. Ölüm bile ayıramaz bizi derdin Sensizce çekip giderken Bir haber bile vermedin